Bugun...


AHMET TEK

facebook-paylas
Kocamış evin girişindeki hazine
Tarih: 28-01-2025 07:01:00 Güncelleme: 28-01-2025 07:01:00


İslâm tarihinde eğitim ve öğretim kurumlarının adı medresedir. Sözlükte “okumak, anlamak, bir metni öğrenmek ve ezberlemek için tekrarlamak” anlamına gelen ders kökünden bir mekân ismidir.

Bu coğrafyada medreseler Türkler’in Anadolu’ya gelişinden itibaren yükselmeye başladı. Anadolu Selçukluları Anadolu’da bir şehri fethettiklerinde ilk iş olarak orada cami, medrese, zâviye inşa ederek tüccarları, din adamlarını ve Türk nüfusu buralara yerleştirmişler.

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’e göre, Selçuklular ve Beylikler devrinde Anadolu’da yaptırılan ve önemli bir kısmı halen ayakta duran 139 medrese bulunmakta. Konya’da Karatay, İnce Minare, Akşehir’de Taş Medrese, Kayseri’de Sahabiye, Çifte Medrese, Sivas’ta Buruciye ve Gök Medrese, Erzurum’da Çifte Minare, Yakutiye, Kırşehir’de Cacabey, Amasya’da Kapı Ağası, Mardin’de Kasımiye başta olmak üzere ülkemizdeki medreselerin büyük bölümünü gördüm. Bunların bir kısmı son yirmi yılda restore edildi.

Karaman’ın da bir medresesi var: Şehrin tam merkezindeki Hatuniye Medresesi. Medreseyi yaptıran kişi Edirne Fatihi Sultan 1. Murat’ın kızı, Yıldırım Beyazıt’ın kız kardeşi Melike Hatun. Bursa’dan gelin geldiği Karaman’da, halkın güzelliğine hayran kalıp, Nefise adını verdiği Karamanoğlu beyi Ali Bey’in eşi.

Nefise Sultan acılı bir anne. Karaman’a gelin gelmiş. Kocası Ali Bey, Ankara’yı Karamanoğlu Beyliği topraklarına dahil edince, Yıldırım Beyazıt fena bozulmuş. Konya’ya kaçmış ama Yıldırım’ın öfkesinden kurtulamamış. Sarayda yakalanmış, boynuna ip bağlanmış, asılmış, cesedi Konya sokaklarında sallandırılmış.

Yıldırım Beyazıt, eniştesi Ali Beyi idam ettirdikten sonra, kardeşi Nefise Sultan’ı Karaman’dan Bursa’ya göndermiş. Nefise Hatun, Bursa’ya alışamamış. Padişaha Karaman’a dönmek istediğini söylemiş. Yıldırım Beyazıt izin verince iki çocuğuyla Karaman’a dönüp bir medrese yaptırmış. Karaman’da vefat etmiş. Karaman’ın manevi annelerinden biri Mevlâna’nın annesi Mümine Hatun, diğeri Nefise Sultan’dır.

Nefise Sultan’ın Karaman’a hediyesi olan Hatuniye Medresesi özellikle giriş kapısındaki taşların nakış nakış işli olmasıyla dikkati çeker. Hatuniye Medresesi’nin son otuz yılda başına gelmeyen kalmadı. Lokanta oldu, Millet Kıraathanesi oldu. Uzun yıllar kilitli kaldı. Geçen yıl bazı sanat etkinlikleri için kullanıldı.

Geçen Aralık’ta Karaman’daydım. Yılın bir bölümünde Hollanda’da yaşayan Ali Yağcı, Karaman’da olduğumu haber almış, aradı. Bana bir adres verdi. “Bu adreste göreceğin şey seni çok şaşırtacak, çok üzecek abi” dedi.

Adres, bir türlü ayağa kaldırılamayan, kaldırılma umudu yitirilen Topucak Mahallesinin bir ucunda, ayakta durmakta zorlanan, beli bükülmüş, asil ve yaşlı bir kadına benzettiğim bir evdi. Evler de insanlar gibi; asaletlerini kaybetmezler. Anılarıyla yaşarlar.

Ev, İbrahim, Hilmi ve Emin

Kayserilioğlu kardeşler tarafından 1931’de yaptırılmış. Kayserilioğlu Ailesi, Karaman’a üç belediye başkanı kazandırmış bir ailedir.

Karaman’ın Cumhuriyet döneminin ilk belediye başkanı Hüseyin Avni Bey olmuş. Hüseyin Avni Bey 1920 - 1928 yılları arasında görev yapmış. Ardından Hacı Ömer Kayserilioğlu belediye başkanı olmuş, 1930’a kadar görevini sürdürmüş.

Mehmet Ziya Çelebi’nin 1930 - 1932 tarihleri arasındaki belediye başkanlığından sonra bu kez 1932-1934 yılları arasında Kayserilioğlu ailesinden Faik Kayserilioğlu başkan olmuş. Ahmet Öktem, 1934 - 1938, Ziya Göncü 1938 - 1949 yıllarında belediye başkanı olarak görev yapmış. İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarının ardından belediye başkanı yine Kayserilioğlu Ailesi’nden, İbrahim Kayserilioğlu imiş. Başkanlığı kısa sürmüş. (1949 - 1950)

Bir vakitler üç ailenin birlikte yaşadığı bu güzel evin sahiplerinden biri, kısa dönem belediye başkanlığı yapan İbrahim Kayserilioğlu’dur. İddia odur ki, İbrahim Kayserilioğlu, başkanlığı döneminde sadece evinin önündeki sokağa malta taşı döşetmiş, büyük eleştiri almış. Soruşturma geçirmiş.

Karaman’ın yakın tarihini ortaya koymak amacıyla elbet bir gün eski defterleri açan birileri çıkar. Karaman, üniversitesi olan bir şehir. Üniversitenin ilgili bölümlerinin değerli hocaları bu konuları zamanı gelince ele alacaktır.

Hatuniye Medresesi’nden Kayserilioğlu Ailesi’nin yaptırdığı eve nasıl atlayabildim? Ne alaka? Ali Yağcı aramasaydı, bir tarihi değerin merdivenin ilk basamağında işkence çektiğinden haberim olmayacaktı. Bu yazı da yazılmayacaktı.

Bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş konak benzeri ev, artık Kayserilioğlu Ailesi’ne ait değilmiş. Sahibi değişmiş. Evin kapısını çaldığımda kiracı olan Afgan ailenin çocuğu açtı. İzin alıp kapıdan girdiğimde daha ilk adımda kapının basamaklarındaki cevher, boydan boya önümde yatıyordu. Kurtarılmayı bekleyen bir hazine. Üstelik kırılmış. İki parça halinde merdiven basamağı olmuş, bir sanat eseri ve tarihi miras olan büyük bir taş parçasıydı gördüğüm.

Hangi hoyrat el, onu nereden söküp getirdi? Hangi hoyrat ayaklar, o nakışları çamura buladı? Fotoğrafı çektiğim sırada, güneş bulutların ardından sıyrılıp, süslü, nakışlı taşı ışıl ışıl aydınlattı. Taş hem güneşe hem bana gülümsedi. Belki eşikten kurtulma umuduna kapıldı. Ait olduğu yere dönme hayaliyle yanıp tutuştuğu belliydi. Betona bile bulamışlar. Ama o iffetini korumuş.

Taşın bezemeleri, işlemeleri Hatuniye’yi hatırlattı. Sanki oraya aitti. Bunun yanıtını ben değil uzmanlar verecektir. Ama önce taşın eşikten, merdiven basamağı olmaktan kurtarılması gerekir. Bu güzelliğe taş dediğim için özür dilerim.

Osman Sarı, gençliğimin şairlerindendir. Onun “Taş Gazeli” şiiri, elli yıldır ezberimdedir. Şiir hâlâ dillerdedir. Bir bölümü şöyledir:

“Taş taş değil, bağrındır taş senin,

Nereni, nasıl yaksın söyle bu ateş senin.

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri?

Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin.

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey

Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin.

Bir taş, bir şair, bir sultan, bir medrese, bir tarih. Hatuniye Medresesi’nden Kayserilioğlu evine giden bir ince yol. Taş yerinde ağırdır deyip, görmezden mi gelinecek, yoksa sorumluluk hissi ağır basıp gereği mi yapılacak?

Kendinize, “Bir taşa sahip çıkamıyorsunuz. Sizin Karaman’a ne hayrınız olur” dedirtmeyin. “Topucak Mahallesi’ni kurtarın” demiyorum. Bir taşı yerinden kaldıracak gücünüz olup olmadığını gösterin. Bu taşın yeri yıkılmaya ramak kalmış bir evin eşiği değil, bir müzedir.

Bir sonraki yazıda Hatuniye Medresesi için bir öneride bulunacağım. Dört yıl önce yazdığım “Hatuniye Medresesi’ni Konya’ya Taşımışlar (!)” başlıklı yazımı hatırlatacağım.



Bu yazı 549 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI