|
Tweet |
Elma diyarı Karaman'da elmaya 'alma' diyen pek yoktu. Ama kayısı hep 'gaysi' diye söylenirdi. Meğer kelimenin kökeni kayısı değil, gaysi imiş. Arapçada gaysi “zerdalinin iyi ve iri cinsi” demekmiş. Bu sözcük Arapça gays, “kıyaslama, ölçme” sözcüğünden türetilmiş.
Şimdi 'gaysi mevsimi'ndeyiz. Bu yıl her üründe olduğu gibi kayısıda da bolluk, bereket ve rekor yaşanıyor.
"Çiftçi öldü, bahçecilik bitti, Türk tarımı can çekişiyor" diyerek, ülkenin gerçeklerinden habersiz, tek hünerleri negatiflik üretmek, bilgide, dürüstlükte ve ahlakta sakar olan, gürültücü, yaygaracı kitleyi sinir edeceğini bilerek, bazı veriler paylaşmak istiyorum.

Türkiye, yaş kayısı üretiminde yaklaşık yüzde 20 ile dünya birincisi, kuru kayısı üretiminde ise yaklaşık yüzde 50-60 pay ile dünya lideri.
Dünya toplam kayısı üretiminde 2023 yılında Türkiye 750 bin ton ile ilk sırada yer alıyor. Özbekistan 501 bin ton ile ikinci, İran 318 bin ton ile üçüncü sırada.
Türkiye 87 bin ton ile dünya kuru kayısı üretiminin yüzde 51’ini karşılıyor ve birinci sırada yer alıyor. İkinci sıradaki İran, 26 bin ton üretimle yüzde 15'lik payı oluşturuyor.
Türkiye'nin en çok kayısı üreten illeri sırasıyla; Malatya, Mersin (Mut ağırlıklı), Elâzığ, Kahramanmaraş ve Iğdır.
Karaman, 2024 yılı verilerine göre, 108 bin 250 adet meyve veren ağaç sayısı ve 3 bin 817 ton ürünle kayısı üretiminde Türkiye 19'uncusu. Karaman'da 4 bin 200 adet zerdali ağacı var. Zerdali üretiminde, 148 ton ile 16. sırada.
Kayısı, ilk yaz meyvesidir, Haziran ve Temmuz aylarının hoş kokulu, lezzetli nimetidir.

Kayısı Kavurması
Çocukluğumda, bu mevsim annemin sık yaptığı yiyeceklerin başında tereyağlı kayısı kavurması olurdu.
Rahmetli annem, çekirdeğini çıkardığı taze kayısıları ikiye böler, orta boy tavaya, kısık ateşte eriyip cızırdayarak köpüren tereyağı yatağına yatırır, ninni söyler gibi çok ezmeden tahta kaşıkla yavaş yavaş sotelerdi. Altın sarısı veya turuncu kayısılar yumuşayıp karamelize bir renk almaya başladığında tavayı ocaktan alır, kavurmanın üzerine toz tarçın koyardı.
Kayısı kavurmasının hem tadı hem kokusu beni mest ederdi. Nasıl etmesin: Aroması, tereyağıyla kıvam almış tatlı-ekşi dengesi, kehribar rengi, etli dokusu, çiçeksi, bademsi kokusu, derin ve hafif karamelli şeker tadı hâlâ unutamadığım çocuk lezzetlerimin arasındadır.
Kayısı da gül kokusu hisseder, anlam veremezdim. Meğer, gülgiller ailesindenmiş. Gen unutmaz, ağaç bile soyunun izini içinde taşır. Atalarımız boşuna mı demiş:
Katranı kaynatsan olur mu şeker cinsini sevdiğim cinsine çeker.
Yani her şey özünden, kökünden, soyundan özellikler taşır. Hz. Mevlânâ, ne güzel söylemiş: Her şeyde cinsiyle bağdaşma kabiliyeti gizlidir, gözle görünmez.

Kayısılı Yahni
Kayısı marmelatını, reçelini, jölesini, kompostosunu, kurusunu, pestilini, ezmesini, cezeryesini anlatıp iştahınızı kabartmak istemiyorum.
Etli kayısılı, incirli, erikli, kara üzümlü yahniyi unutmayalım. Evimizde pişen etli kayısılı, incirli ve erikli yemeğinin benzerini hem Azerbaycan'da hem Fransa'da yedim.
Edirne'nin, Osmanlı Saray Mutfağı'ndan miras aldığı "mutancana" bizim yemeğimizin biraz farklılaştırılmış ve çeşnilendirilmiş halidir. Mutancananın, Fatih Sultan Mehmet'in en sevdiği yemek olduğu söylenir.
Gaysi yazısını bana yazdıran şey, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi kampüsünden çekilmiş fotoğraflar oldu. Bu fotoğraflarla moral depoladım.
Mayıs ayında KMÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Gavgalı ile bir etkinlikte birlikteydik. Program bitiminde beni kampüse, bir fakültenin şenliğine ve kahve içmeye götürdü.
Kampüse girdiğimizde ağaçların canlılığı ve bakımları dikkatimi çekti. Kayısı ağaçları 1,5 metreden büyük değillerdi ama çiçek sepeti gibilerdi. Ağaçlar silme çiçekti.
"Hocam burası cennet olmuş. Bu ne güzellik" diyerek, ağaçları göstermiştim. Rektör Hoca da bu ağaçları "Tertemiz Karaman" sloganı ile Karaman'da bir uyanışa vesile olan Doç. Dr. Ali Sevilmiş'in diktiğini söylemiş, hakkında güzel sözler etmişti.

Kayısılı Kampüs
Doç. Dr. Ali Sevilmiş, geçenlerde "Tertemiz Karaman" adlı sosyal medya hesabından fotoğraflar paylaşmış. Harika fotoğraflar, hiçbir emeğin heba olmayacağının kanıtı fotoğraflar... Bol fotoğraf, kısa bir yazı:
KMÜ Kampüsü şimdi kayısılı kampüs oldu. Şükür diyorum, devam ediyorum. Değiştirebildiğin kadarsın.
Ali Sevilmiş Hoca, KMÜ kampüsünde 400 adet kayısı ekmiş. Bunlar, kendi ifadesiyle "Tertemiz Karaman" gönüllülerinin bağışı. Üç yılda 400 adet ağaç. Şimdi meyveye durmuş. İri iri, turuncu kayısılar dallarda parlıyor.
Toplayıp yemek serbest. Yeter ki ağaçlara zarar verilmesin. Ağaçlar henüz körpe, dalları tazecik. Ne olur, bir avuç meyve için ağaçlara kıymayın. Ağaçlar kuşlara da hem yuva olmuş hem aşevi. Ne güzel.
Karaman'ın tek kişilik ordularının ilk isimlerinden biri Ali Sevilmiş Hoca. Karaman'da her güzel iş, bireysel çabanın ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bir kişi, çoğu kez bir sivil toplum örgütünden daha çok hizmet verebiliyor.

ODTÜ Ormanları
Evimin karşısı ODTÜ ormanları. Mahalle, adeta Ankara'da ormanla içiçe bir yerleşim yeri. Bu yazıyı yazarken sık sık ormana baktım. ODTÜ ormanları da bir emek ve fedakârlığın sonucu oluşmuş.
ODTÜ arazisi 4500 hektar, yani 45 kilometrekare. 31 kilometrekaresi orman alanı. Kültür Bakanlığınca 1995'te Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilerek tescillendi.
Her işin bir öncüsü, mimarı olur. ODTÜ'nün taşlık, kıraç toprakları bugün başkentin oksijen deposu olmuşsa mimarı, eski Maliye Bakanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Kurdaş'tır.
Prof. Kurdaş, 22 Kasım 1961 - 30 Kasım 1969 tarihleri arasında ODTÜ rektörlüğü yapmış. Yurtlarda öğrencilerin kapılarını çalıp onları ağaç dikimine götürürmüş. 25 yılda 30 milyondan fazla ağaç dikilmiş. Karaçam, badem, sarıçam, çeşit çeşit meyve ağaçları, meşe, kavak ve Toros sediri gibi pek çok ağaç çeşidi.
ODTÜ arazisi Ankara'nın en yeşil bölgesi. İçinde 140'tan fazla kuş türü tespit edilmiş. Tilki, tavşan, kaplumbağa, kirpi, tarla faresi, yılan başta olmak üzere onlarca yaban hayvanına ev sahipliği yapıyor.

Ebabil Kuşları
Evimin karşısındaki ODTÜ ormanları sayesinde başkentin ortasında bir vahşi yaşam alanı doğmuş. Yaban hayvanları sığınmış, şahinler, atmacalar, keklikler, türlü türlü kuşlar kanat çırpıyor, yuva yapıyor, beslenme imkanı buluyor.
Bir de ebabil kuşları var ki, adeta cennet ikramı. Kâbeyi yıkmak isteyen Ebrehe'nin fillerle takviye edilmiş ordusunu bozguna uğratan mucizevi kuşlar, güdümlü füze mucitleri... İkindiden gün batımına kadar gökyüzünde çılgınlar gibi çalışırlar.
Bir yetişkin ebabil kuşu günde yaklaşık 3 bin kadar sinek, sivrisinek ve uçan böcek tüketirmiş. Yavru besleyen yetişkin kuşlarda bu sayı avlanma kapasitesine göre günde 10 bin böceğe kadar çıkabiliyormuş. İlahi denge. Haşereyle doğal mücadele dedikleri bu olmalı.
Doç. Dr. Ali Sevilmiş Hocam, sağ olsun ODTÜ'nün unutulmaz Rektörü Mustafa Kemal Kurdaş'ı hatırlamama vesile oldu. Allah, Ali hocamın gücünü artırsın, şevkini kıranlara, canını sıkanlara fırsat vermesin.
Hatırlatırım, taze kayısının son demleri. Bu hoş kokulu meyve ile tatlı tatlı vedalaşmanızı öneririm. Ali Sevilmiş Hoca'ya teşekkür etmeyi lütfen unutmayalım.

Not 1: Tarım İl Müdürlüğü vatandaşa moral verecek güzel haberlerin farkına varsa, bir de paylaşmayı öğrense... Karaman, tarımsal ve hayvansal üretimin önemli merkezlerinden. Daha çok haber, daha çok bilgi, daha çok veri, daha çok fotoğraf bekliyoruz.
Kamu kurumlarının sağlıklı ve doğru verileri haberleştirmesi sadece görev ve sorumluluk değil, aynı zamanda bir şükür biçimidir. İletişimin en meşhur metaforlarından biri olan "Ormanda bir kuş ötüyor ama kimse duymuyorsa, o kuş ötmemiş sayılır" sözü ne için söylenmiş?
Not 2: Yanık yoğurdunda Denizli Karaman'ı tuşa getirdiyse sorumluları kimler? NATO Liderler Zirvesi'nde konuklar için hazırlanan menüde yanık koyun yoğurdu vardı. Karaman'dan değil, Denizli'den temin edilmiş.
2024 yılında Tavas Belediyesi'nin başvurusu üzerine 'Yanık Kokulu Koyun Yoğurdu' adıyla coğrafi işaret tescili almışlar. Ereğli Belediyesi, 2021'de, "Ereğli Koyun Yoğurdu" için coğrafi işaret tescili almış. "Karapınar Koyun Yoğurdu" da tescilli, "Emirdağ Koyun Yoğurdu" da...
Ne belediyeler var! Biz de isteriz desek, yine birileri rahatsız olur mu?
Biz ne yapıyoruz? "Karaman'ı tanıtamıyoruz" diye dert yanıyoruz. Demek ki, eylem olmadan olmuyormuş. (Bu konuyu ayrıca yazmak istiyorum.)