Çocukluğumun bayram sabahlarına dair hiç eskimeyen, kokusu buram buram sevgi,saygı ve dostluk,arkadaşlık tüten bir hafıza var halen beynimizde. Gün ağarmadan babamın elinden tutup gittiğim o bayram namazları, cami çıkışında buz gibi havada edilen o sıcacık dualar… Eve döndüğümüzde bizi karşılayan o telaşlı ama huzurlu koşturmaca… Sahi, sizlerin de çocukluğuna ait, zihninize kazınmış o ilk bayram hatırası ne? Hatırlayınca yüzünüzde ince bir tebessüm beliriyor, değil mi?
Zaman akıp gidiyor ve her şey gibi örf ve adetlerimiz, bayramları yaşama şeklimiz de bu akıştan payını alıyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, eski Kurban Bayramları ile şimdiki zaman arasında ne kadar büyük bir köprü kurulduğunu daha net görebiliyorum.
Bizim zamanımızda Kurban Bayramı, sadece ibadetin yerine getirildiği bir gün değil; mahallenin, akrabanın, hatta hiç tanınmayan yoksulların bir araya geldiği devasa bir dayanışma arenasıydı. Kurbanlar kapı önlerinde, bahçelerde kesilir; kesim biter bitmez o "bayramın ilk lokması" olan kavurma sacda cızırdayarak pişerdi. Henüz dumanı tüten o etler, büyük bir titizlikle yedi paya bölünür, mahallenin çocukları ellerinde tepsilerle kapı kapı dolaşıp pay dağıtırdı. Şimdi soruyorum size: En son ne zaman kapınız çalındı da bir komşu çocuğu elinde bir tabak kurban payıyla size gülümsedi?
Bugün ise modern hayatın getirdiği kolaylıklar ve şehirleşme, bu ritüelleri biraz "steril" hale getirdi. Artık kurbanlarımızı çoğunlukla vekâlet yoluyla kesiyoruz ya da şehir dışındaki entegre tesislere gidip, paketlenmiş etlerimizi sıra numarasıyla teslim alıyoruz. Evet, çok pratik, çok hijyenik… Ama kabul edelim ki, o eski yardımlaşmanın, o omuz omuza olmanın getirdiği manevi coşkuyu biraz ıskalamıyor muyuz? Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırırken içimizdeki o sıcak, kolektif ruhu biraz törpülediğini hissettiğiniz olmuyor mu hiç?

Değişen sadece kurbanın kesiliş şekli de değil elbet. Bayram ziyaretleri… Eskiden bayram demek; günlerce süren akraba, eş dost, konu komşu ziyareti demekti. El öpülür, mendil içinde harçlıklar alınır, ikram edilen baklavaların tadına bakılırdı. Şimdilerde ise bayram tatilleri, şehir hayatının yorgunluğunu atmak için bir "kaçış fırsatı" olarak görülüyor. Akraba ziyaretlerinin yerini beş yıldızlı otel rezervasyonları ya da telefonlara gönderilen toplu mesajlar aldı. Dijital ekranlara sığdırılan bir "Bayramınız mübarek olsun" mesajı, eski bayramlardaki o sımsıcak kucaklaşmanın yerini tutabilir mi sizce?
Gözünüzü korkutmasın bu sitem dolu sözlerim; ben umutsuz değilim. Çünkü biliyorum ki ne kadar değişirsek değişelim, bu toprakların hamurunda paylaşmak var. Kurban Bayramı’nın özü olan o fedakarlık, şefkat ve yardımlaşma duygusu hala bir yerlerde capcanlı duruyor. Belki artık etleri kapı kapı dağıtmıyoruz ama sivil toplum kuruluşları aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki aç bir çocuğun sofrasına ulaştırıyoruz. Şekil değişiyor, niyet aynı kalıyor.
Sözün özü sevgili okur; zaman akıyor ve dünya değişiyor. Önemli olan, modern dünyanın hızına kapılırken bizi biz yapan, bizi birbirimize bağlayan o güzel örf ve adetlerimizin ruhunu kaybetmemek. Bu bayramda, belki bir tatil beldesinde, belki de eski bir aile evindesiniz. Nerede olursanız olun, yanınızdakine sevgiyle sarılmayı ve o eski bayramların kokusunu içinizde taşımayı unutmayın.
Peki, siz bu bayram eski bir geleneği canlandırıp, uzun zamandır sesini duymadığınız bir büyüğünüzün kapısını çaldınız mı acaba ?