Bugun...



TÜRKİYE’NİN DOĞU TÜRKİSTANI: BATI TRAKYA

Klasik Türk İslam hukukuna göre Müslümanlarca fethedilen bir belde, fiilen elden çıksa da o belde Türk İslam toprağı vasfını kaybetmez. Sadece statüsü değiştiği için geçici bir durumu ifade eden “işgal” kelimesi ile anlamlandırılır. Yani bugün Osmanlı hinterlandı olarak kabul ettiğimiz Balkanlar ve Siyonist İsrail’in kontrolündeki Filistin, Türk Devleti’nin işgal edilmiş topraklarıdır.

facebook-paylas
Güncelleme: 23-10-2026 18:07:59 Tarih: 23-10-2026 18:03

TÜRKİYE’NİN DOĞU TÜRKİSTANI: BATI TRAKYA

 Cumhuriyetle beraber benimsenen laik ve seküler devlet yapılanması, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ifade eden hükmün kabulü ve “Türkiyecilik” akımının sonucu olarak ulus devletin inşası, modern Türkler için devlet, vatan, işgal ve ilhak tanımlarını yeniden biçimlendirmiştir. Örneğin bugünün Türkiye’sinde ulusçuluk ve laiklik kavramlarının şekillendirdiği zihinlerde Kırım’ın Rusya’ya mı yoksa Ukrayna’ya mı ait olduğu tartışması devam ederken Türkiye’nin Kırım üzerindeki gerçek egemenliğe sahip yegâne devlet olması gerektiğini savunan yok.   

Türkiye’nin ulus devlet, laiklik gibi Cumhuriyet idaresiyle özdeşleşen modern paradigması ihtiyaç duyduğumuz kalkınma hamlelerini yapabilmesi adına bir fırsat sunduğu muhakkaktır. Özellikle de laiklik siyasetinin gaza ve cihat anlayışını uygulamada kaldırması Türkiye’nin genel barış evresine girmesini sağlayacak kapıları araladığı da bir gerçektir. Ne var ki bu süreçte arzu edilen teknolojik ve sanayileşme atılımlarında Batı Medeniyetinin yakalanamaması tam bir başarısızlık olarak önümüzde durmaktadır.   

Revizyonist politik kalkınmacı

Uluslararası antlaşmalara bilinçli bağımlılık ve emperyal devletlerle iyi ilişkiler kurma adına hem bölgemizde hem de farklı beldelerdeki zulme ve haksızlığa dayalı statükoyu kabullenmemizin sebebi tamda burada. Türkiye’nin anlaşmalardan, uluslararası kuruluşlardan bağımsız olarak doğrudan tarafı olması gerektiği Doğu Türkistan, Batı Trakya, Kafkasya, Kırım sorunlarının çözümünde kontrollü gerginlik ya da uzlaşmacı siyaseti veya meseleye farklı devletleri de dahil ederek varlığını pasifleştirmesi karşımıza “revizyonist politik kalkınmacı” adımları atmaktan kaçınan bir Türkiye’yi çıkartıyor. Türkiye’nin kendi iç kamuoyunu Filistin gibi tali bir meseleye yönlendirmesinin nedenini biraz da burada aramak gerekir kanaatindeyiz. Nitekim Türkiye’nin ana bir aktör olmadığı Filistin meselesinde, Türk kamuoyuna içi boş, sonuç getirmeyen, mugalataya dayalı retoriğinin hedefi tarafı olması gereken konulardaki sorumlulukları yerine getirememesinin kamuoyunda oluşturacağı baskıdan kurtulmasını sağlamasıdır.  Rohinya’dan Keşmir’e, Gazze’den Afganistan’a kadar tüm sorun ve çatışma alanlarının büyük emperyal güçlerce çevrelenmiş genel meseleler olmasına rağmen AK Parti’nin adı geçen bölgelerdeki gelişmelere ses yükseltmesi Türk kamuoyunun gözünde AK Parti iktidarını hayali bir dünya liderliğe yükseltti.        

Gazze ile oyalıyorlar

Yukarıda da belirttiğimiz gibi AK Parti iktidarının toplumu Gazze meselesiyle oyalaması iktidarını doğrudan ilgilendiren konulardaki sorumluluktan kaçınma arzusundan neşet etmiştir. AK Parti’nin toplumu Filistin meselesine yönlendirmesi, beraberinde halkın Çin’in Türkistan’da, Yunanistan’ın Batı Trakya’da, Rusya’nın Kırım’da Müslümanların aleyhinde olan gelişmeleri takip edememesine neden oldu. İktidara hizmet eden ve iktidarın doğrudan ya da dolaylı kontrolü ve yönlendirmesi altında olan pek çok STK’nın toplumu kermes, yürüyüş ve duygusal gösterilerle meşgul etmesi AK Parti iktidarının Batı Trakya, Doğu Türkistan, Kırım, Kafkasya gibi konulardaki başarısızlığının gündeme gelmesini engelledi.

Türk okulları kapatılıyor

Nitekim AK Parti iktidarı Gazze meselesinde toplumun gazını STK’ların eylemleriyle alırken 2026-2027 Eğitim Öğretim yılının Eylül ve Ekim aylarında işgalci Yunan Devleti, Lozan ve farklı tarihlerde imzalanan ikili anlaşmalara aykırı olarak Türk okullarını kapatmaya devam etti. Yunanistan aldığı son kararla 8 Türk azınlık ilkokulunu daha kapattı. Bu karar ile birlikte, 2011 yılında 188 olan Batı Trakya'daki aktif Türk azınlık okulu sayısı 76'ya geriledi. Ama bundan daha da önemli olan Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan Türkleri asimile etme sürecinde kat ettiği mesafedir. Sosyal medyaya yansıyan ve birçoğumuzun izlediği görüntülerde Batı Trakya’da ki İskeçe şehrinin Osmanlı yönetiminden kurtulduğu (?) 4 Ekim resmi geçit törenlerinde başörtülü Müslüman öğrenciler Yunan bayraklarını taşıyordu. Lozan’a aykırı olarak Yunan Devletince atanan şuursuz bir Müftü ise Müslüman kız öğrencileri ayakta alkışlıyordu. Yaşanan tablo bizlere Yunanistan’ın Müslüman Türklere olan kinini noktalamadığını ve manevi açıdan intikam alma arzusunun hala devam ettiğini açıkça gösterdi. Başörtülü kızların etnik kökeninin Türk veya Pomak olması fark etmeksizin Müslüman kız çocuklarının haç işareti olan bir bayrağı işgal altındaki Batı Trakya topraklarımızda taşıması nefsimize ve izzetimize herhalde ağır gelmiştir. Ama daha da önemlisi bu tablo medeniyet değerlerimize bağlı olduğunu her seferinde gözümüze sokan AK Parti’nin yanı başımızda ki soydaşlarımızı koruyamadığını, onlara sahip çıkmadığını göstermiştir. Yeri gelmişken söyleyelim yanı başındakine sahip çıkamayan Doğu Türkistan’dakine hiç sahip çıkabilir mi?   

Batı Trakya Türklerinin hakları

Eğitim bir halkın veya milletin asimile edilme sürecinde belki de en önemli mihenk taşıdır. Nitekim 1954 Çin Anayasası ile sınırları çizilmiş ve 1984 Etnik Bölgesel Özerklik Kanunu ile genişletilmiş haklar çerçevesinde Doğu Türkistan Türkleri aynı Lozan Anlaşmasında Batı Trakya Türklerinin elde ettiğine benzer kültürel ve dilsel özgürlükler kazanmışlardı. AK Parti iktidarının pek de umursamadığı Doğu Türkistan’da ki Türkler kendi yazılı ve sözlü dillerini resmî kurumlarda, eğitimde ve basında kullanma ve geliştirme hakkını yasal güvence altına almıştı. Ne var ki bu düzenleme fiili olarak mahalle mektepleri gibi düşük seviyedeki okullarda genellikle komünist propagandanın yapılması için kullanıldı. Yıllar içinde özellikle de 2000’lerin başından itibaren Türkistan’da bağımsız bir şekilde ilk ve ortaöğretim kurumlarında Türkçe ya da Uygur Türkçesi ile eğitim veren okul kalmadığı uluslararası kurumların raporlarına ve Çin’den hicret eden Türklerin beyanatlarından anlaşıldı. Çin hükümeti Türkçe ders kitaplarını uluslararası topluma gösterse de bu kitapların Türk çocuklarının eğitim gördüğü okullarda kullanılmadığı veya göstermelik kullanıldığı anlaşıldı. Peki Çin bunları neden rahatlıkla yapabildi? Çünkü Doğu Türkistan’a sahip çıkabilecek bağımsız yegane Türk Devleti olan memleketimiz AK Parti kontrolü altındaydı. Türkiye’nin başında AK Parti değil de başka bir parti olsa sonuç değişir miydi sorusunun yanıtlamak bizim açımızdan mümkün değilse de en azından uluslararası alanda yürütülecek kampanyalarla Çin zulmü dünyaya ifşa edilebilirdi.

Çift dilli eğitim yok edildi

Çinin işgal ettiği D. Türkistan topraklarında yerel düzeyde Türkçe eğitim verebilen mahalle okulları kademeli olarak kapatılmıştır. Bölgedeki anaokullarından ilk ve ortaöğretim kurumlarına kadar tüm eğitim kademelerinde derslerin Çince işlenmesi zorunlu hale getirilmiştir. Geçmişte uygulanan ve “çift dilli eğitim" olarak adlandırılan sistem zamanla Çinceye dayalı tek dilli bir yapıya dönüştürüldü. Doğu Türkistan’da okul sınırları içinde, ders aralarında ve sosyal aktivitelerde Türkçe konuşulması yasaklandı. Bununla da yetinilmedi ve sokaklarda ki Uygurca tabela veya materyal asılması yasaklanarak yasağa uymayanlara ciddi yaptırımlar uygulandı.  

Çin Hükümeti, asimilasyonun gereği olarak ailesi sudan sebeplerle cezaevinde bulunan Türk çocuklarını memleketlerinden uzak devlet kontrolündeki kitlesel yatılı okullara yerleştirerek okullarda Türkçe konuşulmasının veya kültürel pratiklerin sürdürülmesinin önüne geçti. Bu yolla Doğu Türkistanlı çocuklar İslami yaşantıdan tamamen koparıldı. Peki buna bizler ama daha da önemlisi AK Parti destekçisi muhafazakâr ve milliyetçi gruplar ses yükseltebildi mi?  

Türk isimleri yasaklanıyor

Bugün Çin nasıl ki Türkçe levha ve tabelaları yasaklıyorsa Yunan hükümeti de aynı politikayı uyguluyor. Yunan Devleti bölgede Türklerin değil Müslümanların yaşadığını ilan etmesi beraberinde Türk isminin geçtiği dernek, vakıf ve spor kulüplerinin ya kapanmasını ya da yeni isimler almasına neden oldu. Benzeri bir uygulamaya giden Çin, maalesef ki Türk dilinin görünürlüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyor. Örneğin Doğu Türkistan ismini yasaklayarak iki milyon km kareye yakın bir medeniyet kaynağına Sincan adını veriyor. Bununla da yetinmeyen Çin, Doğu Türkistan’da resmi ve gayri resmi dini bir otoriteyi temsil eden Müslüman Türklerin dini işlerini yürütecek kurumlara ve dini liderlere izin vermiyor. Yunanistan’da Lozan’a aykırı olarak Batı Trakya Türklerinin kendi müftüsünü seçmesini engelleyerek müftüleri kendisi atamaya çalışıyor. Muhafazakâr AK Parti’de bunu sadece izliyor. Çin Hükümeti, Doğu Türkistan’da vakıflara bağlı camilere müdahale etmek için önce vakıfları kaldırdı sonrasında ise zamana yayılmış bir şekilde camileri yıkmaya ya da bar gibi eğlence mekanlarına dönüştürmeye başladı. Bugün Doğu Türkistan’da toplu ibadet yok ve camilerde sadece ismi önceden belirlenmiş yaşlıların ibadet etmesine izin veriliyor.

Yunan kültürel mirasa el uzatmakta

Yunan Hükûmeti, Çin hükümetinin uygulamalarını örnek mi alıyor bilinmez ama Batı Trakya’daki Türk vakıflarına müdahale de bulunarak kültürel mirasa doğrudan el uzatıyor. Örneğin Yunan Hükümeti vakıfların Türk kelimesini kullanmasını yasaklayıp, mütevelli heyetlerinin seçimine karışırken Batı Trakya dışında özellikle de Atina, Selanik, Serez, Trikala, Yanya gibi şehirlerde pek çok tarihi camiyi ya ibadete kapattı ya da müze, sanat galerisi, depo gibi farklı amaçlarla kullanma yoluna gitti.

Çin ve Yunan Devletlerinin işgal, ilhak ve asimilasyon politikası birbirinin izinden giderken kendisinden çok şey beklenen AK Parti iktidarı olanları sadece izledi. Buradan AK Parti ve MHP ortaklığını destekleyen dini, muhafazakâr veya milliyetçi gruplara sormak lazım: “İktidara taşıdığınız ve onu orada tutmak için her seçim döneminde büyük çalışmalar yürüttüğünüz AK Partinizin Batı Trakya, Doğu Türkistan ve Kırım politikasından memnunun kaldınız mı?”

Kalın sağlıcakla.




Bu haber 509 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI