|
Tweet |
Tayfun Talipoğlu işte o insanlardan biriydi.
Onu televizyon ekranlarından izleyen milyonlar, aslında yalnızca bir gazeteciyi değil; Anadolu'nun sesini, köylünün umudunu, yaşlı bir çınarın bilgeliğini ve halkın içinden çıkmış samimi bir dostu izliyordu. O, kameraların önünde duran bir sunucu değil; Anadolu'nun yollarına düşen bir gönül yolcusuydu.
Kimi zaman bir köy kahvesinde çay içerken, kimi zaman bir çiftçinin tarlasında toprağa dokunurken, kimi zaman da unutulmaya yüz tutmuş bir kültürün izini sürerken görürdük onu. İnsanları konuşturur, onların hikâyelerini dinler, sonra da milyonların yüreğine tercüman olurdu.
Çünkü Tayfun Talipoğlu'nun en büyük özelliği konuşmak değil, dinlemekti.
Günümüzün gürültülü dünyasında herkes anlatmaya çalışırken o anlamaya çalışıyordu. İnsanları sınıflandırmadan, ötekileştirmeden, yargılamadan dinliyordu. Belki de bu yüzden Anadolu onu bağrına bastı. Çünkü insanlar onda kendilerinden bir parça buluyordu.
Kendisiyle tanışma fırsatı bulduğum gün bunu daha iyi anladım.
Başarı Koleji'nde gerçekleştirilen program kapsamında başlayan sohbetimiz, sıradan bir basın toplantısının çok ötesine geçmişti. Konuşulan konu ne şöhret ne reyting ne de televizyon dünyasıydı. Konu; halktı, ülkeydi, gelecekti, çocuklarımızdı ve sahip çıkmamız gereken değerlerimizdi.
Her cümlesinde memleket sevdası vardı.
Her düşüncesinde Anadolu vardı.
Her hayalinde Türkiye vardı.
Ülkenin geleceğine dair geliştirdiği projeleri anlatırken gözlerinde gördüğüm heyecanı bugün bile unutamıyorum. Yapılması gerekenleri biliyor, çözüm yollarını üretiyor ve bunları hayata geçirmek için mücadele ediyordu. Ne yazık ki bazı projeler ömrünün yetmediği için yarım kaldı; bazıları ise bürokrasinin ağır koridorlarında kayboldu.
Ancak onun asıl başarısı, gerçekleştirdiği projelerden çok insanların kalplerine dokunabilmesiydi.
Toplantı sonrasında birlikte gittiğimiz şelalede sohbetimiz uzun süre devam etmişti. Akan suyun sesi arasında mesleği, hayatı ve insanları konuştuk. O gün, gazeteciliğin yalnızca haber peşinde koşmak olmadığını bir kez daha gördüm. Gazetecilik; doğruların yanında durabilmek, halkın sesini duyurabilmek ve hiçbir menfaat karşısında eğilmemekti.
Tayfun Talipoğlu bunu hayatı boyunca başardı.
O, mesleğini kirletmeyen nadir gazetecilerden biriydi.
Yalakalığın prim yaptığı dönemlerde dik durdu.
Çıkar ilişkilerinin yaygınlaştığı zamanlarda doğruları savundu.
Popüler olmanın değil, faydalı olmanın peşinden koştu.
Belki de onu farklı kılan buydu.
Vedalaşırken birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik. O gün bunun yıllar sonra benim için böylesine kıymetli bir anıya dönüşeceğini bilmiyordum. Zaman zaman yaptığımız telefon görüşmelerinde yine aynı samimiyeti, aynı içtenliği ve aynı ülke sevgisini hissederdim.
Onun fikirlerinden ilham alarak kendi görev yaptığım bölgede "Bam Teli" ruhunu yaşatmaya çalıştım.
Çünkü Bam Teli sadece bir televizyon programı değildi.
Bam Teli, halkın nabzıydı.
Bam Teli, Anadolu'nun sesi ve vicdanıydı.

Sonra o acı gün geldi...
Bir bahar sabahı 21 Mart 2017 günü aldığımız haber, milyonlarca insan gibi beni de derinden sarstı. Ağaçların çiçek açtığı, umutların yeniden filizlendiği bir mevsimde Türkiye önemli bir değerini kaybetmişti.Daha 55 yaşındaydı (03 Ağustos 1962)ve Anadolu insanına umut olacağı çok zamanlar vardı...
Henüz anlatacak çok hikâyesi vardı.
Henüz gerçekleştirecek çok projesi vardı.
Henüz gidilecek çok köy, dinlenecek çok insan vardı.
Ama kader başka türlü yazılmıştı.
Bugün aradan yıllar geçmiş olsa da Tayfun Talipoğlu'nun bıraktığı iz silinmedi. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra unutulmaz; aksine daha çok hatırlanır. Onlar bıraktıkları eserlerle, yetiştirdikleri insanlarla ve dokundukları hayatlarla yaşamaya devam ederler.
Tayfun Talipoğlu da böyle bir insandı.
Sağlığında sevilen bir insandı.
Yokluğunda özlenen bir insana dönüştü.
Şimdi kim bilir hangi güzel ufuklardan Anadolu'yu izliyordur...
Belki yine bir köy meydanında çocukların gülüşlerini dinliyordur.
Belki yine bir çınarın gölgesinde memleket meselelerini konuşuyordur.
Belki de geride bıraktığı on binlerce insanın dualarında yaşamaya devam ediyordur.
Bizlere düşen görev ise onun bıraktığı değerlere sahip çıkmaktır.
Çünkü insanlar bir gün gider.
Ama dürüstlük kalır.
Samimiyet kalır.
Hizmet kalır.
Ve geriye güzel bir isim bırakabilmek kalır.
Ruhun şad olsun üstadım...
Türkiye'nin Bam Teli sustu belki...
Ama senin dokunduğun vicdanlar hâlâ konuşuyor.
Mustafautku