Bugun...



Karaman'ı Sevenler buraya

Karaman, değerlerine ve eserlerine kıymet vermekte cimri desem, öyle olmadıklarını bildiğim hassas kalpleri incitmekten çekinirim.

facebook-paylas
Güncelleme: 07-06-2026 00:52:27 Tarih: 07-06-2026 00:42

Karaman'ı Sevenler buraya

Karaman Kalesi'nin çevresini gördüm, Türk Dünyası Parkı'nı gezdim, Seki Çeşme, Abbas, Koçakdede ve Topucak mahallerinde tur atarken, kendimi büyük bir deprem sonrası terk edilmiş bir bölgede sandım. Mahalleler harap. Hatta daha fena, elden ayaktan düşmüş yatalaklar gibi.

Gördüklerim, gözlemlerim "Karaman, değerlerine ve eserlerine kıymet vermekte cimri" düşüncemi pekiştirdi.

Karaman'ın duygusal tarihi yazılacak olsa, hep ihmal hep ihmal hep ihmal öne çıkar. Sonra adam sendecilik, vefasızlık, neme lazımcılık, vurdumduymazlık, bananecilik, sevgisizlik gelir..

İnsanda duygu kalmamış, şehirlerin duygusu da nereden çıktı, diyebilirsiniz. Haklısınız. Bir şehir duyguyu temsil edebilir mi?

Konuyu biraz açalım.

Bir şehrin duygusal tarihi, o kentin yalnızca resmi belgeler, binalar ve anıtlarla yazılan fiziki tarihini değil; sokaklarına sinen hüznü, umudu, yalnızlığı ve toplumsal bellek izlerini inceleyen bir okuma biçimi.

Şehrin duygusal tarihi, mekânların insanlarda yarattığı hisleri ve şehir sakinlerinin ruh hallerini, siyasi ve kültürel  yapısını dikkate alır.

"Şehrin duygusal tarihi" bir kavramdır. Kavramın içinde mekân ve bellek, edebi eserler, şarkı ve türküler, coşkular ve umutlar, hayal kırıklıkları yer alır.

Bir şehrin meydanından, parklarından, caddelerinden, camilerin önünden, bir kafeden, bir ağacın gölgesinden öylece geçip gitmezsiniz. Buralar anıların ve duyguların depolandığı ortak bellek alanlarıdır.

Bir ezan sesi, bir şarkı, bir dostun sesi, bir karşılaşma, bir bakışma, bir kucaklaşma size eşlik eder.

İlk göz ağrınız karşınıza çıkıverecek gibidir. Çoktan terki diyar etmiş bir sevdiğinizle birlikte yürüyor olabilirsiniz.

Bir komşu terzi veya berber akşam üzeri evine dönüyordur.

Dondurmacı veya simitçi bir sokaktan bağırıyordur.

Çocuksunuzdur, bir küçücük meydanda neşeli neşeli oynuyorsunuzdur, abiler ilk sigaralarını yakmışlardır.

Bugün Karaman, Anadolu’nun sakin, dingin ve içe dönük eski ruh halinden uzak. Fiziki mekânlarıyla beraber çok şey yıkılmış. Sanayi gelişmiş, gelir artmış, imkânlar çoğalmış ama eski evlerle birlikte duygular da kaybolmuş.

Oysa siz geçmişin huzurlu tarım şehrindeki samimiyeti, hoş görüyü, sıcaklığı, havayı arıyorsunuz. Özleminiz, nostalji değil. Nostalji aranmaz.

Şehir modern bir sanayi kenti olmanın ve üniversiteyle birlikte farklı kültürlerden binlerce öğrencinin akın etmesiyle bireyselleşmenin doruğuna çıkmaya uğraşıyordur.

Toprak damlı veya kiremitli, bahçeli, dar gelirli ailelerin başını soktuğu evlerin dur durak bilmeyen annelerinin pişirdiği yemek kokuları sokaklardan çekilmiş.

Tandırlar yok olmuş, ekmek ve börekler pastaneden gelmekte.

Annelerin büyük bölümü Organize Sanayi'deki fabrikalarda çalışmakta. Bir çok anne gece vardiyasında.

Şehrin ortası virane, 7,5'luk depremle yıkılmış sanki. Mazimizi öldürmüşler.

Bu yıkıntı, harabe görüntülerle mazimizin ölüm sebebi yoksulluk değil, beceriksizlik, liyakatsizlık, sahipsizlik, vefasızlık ve hantallık olmalı. Aklıma bu kadarı geliyor.

Bu yıkıntıların çevresi hâlâ çarşı merkezi. Üniversite ile hızlı tren garının çevresi yeni bir şehir silüeti oluşturmuş. Şehir kendini doğurmuş; ağacın sürgünü gibi.

Yeni yerleşimler, yeni mahallelerdeki evler, iş yerleri birbirine benziyor. Bu kadar benzerlik zevksizlikten olur.

 

Uzmanlık alanım gözlem ve anlamak üzerine. Yetmiş yıl emek verdim. Karaman'da iki gün sokaklarda gezdim. Gördüklerimin bir bölümünün fotoğrafını çektim.

Ah, benim meraklı gözlerim, eleştiren kalemim! Yakında bu mahallelerin çevresine tel örgü çeksek, kimse buralara giremese diye aklından geçiren yasakçıları yok sanmayın.

Çocukluğumun Karaman'ını yavaş yavaş adımlamak isteyenler, bu mahallelerde göreceklerinizden korkuyorsanız, çektiğim fotoğraflara bakabilirsiniz.

Günün Sözü: İnsan gereğinden çok susarak da günah işleyebilir.

Not: Eleştirmekle kötülemek arasında kan bağı yoktur.

Eleştirmek kültür, kötülemek yıkıcılıktır.

Eleştiri, gelişmeyi ve doğruya ulaşmayı amaçlayan yapıcı bir süreçtir. Akla ve analize dayanır.

Kötülemek ise art niyetli, kişileri veya kurumları itibarsızlaştırmayı, aşağılamayı veya hedef almayı amaçlayan yıkıcı bir eylemdir. Önyargı ve duygusal tepki içerir.

 




Bu haber 1074 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI